Eğitim Atlası programında Murat Şahin’in konuğu olan Eğitimci Yazar ve İstanbul Düşünce Enstitüsü Başkanı Mustafa Şatıroğlu, “Gençlerimizi nasıl yetiştirmeliyiz?” sorusuna sadece bugünün değil, geleceğin ve köklerimizin perspektifinden öneriler sundu.
Murat Şahin’in hazırlayıp sunduğu Eğitim Atlası programının bu haftaki bölümünde, Türkiye’nin eğitim vizyonu ve genç nesillerin geleceği mercek altına alındı. İstanbul Düşünce Enstitüsü Başkanı Mustafa Şatıroğlu, eğitim sistemindeki yapısal sorunlardan şiddet olaylarına, alfabe tartışmalarından yapay zekanın eğitimde kullanımına kadar geniş bir yelpazede çarpıcı çözüm önerileri sundu
İstanbul Düşünce Enstitüsü Başkanı ve Eğitimci Yazar Mustafa Şatıroğlu, katıldığı televizyon programında Türkiye’nin eğitim sistemini, okullarda artan şiddet olaylarını ve kültürel hafıza kaybını masaya yatırdı. Şatıroğlu, “Eğitim sistemimizin çimentosu Allah korkusu, peygamber sevgisi ve kadim değerlerimizdir” dedi.
Eğitimci Yazar ve İstanbul Düşünce Enstitüsü Başkanı Mustafa Şatıroğlu, katıldığı televizyon programında Türkiye’nin eğitim gündemine dair çarpıcı açıklamalarda bulundu. Okullarda yaşanan şiddet olaylarından müfredat sorunlarına, dijital dünyanın tehlikelerinden mesleki eğitim reformuna kadar pek çok konuda değerlendirmeler yapan Şatıroğlu, köklü bir zihniyet değişimine ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.
Okullardaki Şiddetin Arkasındaki Dört Ana Neden
Son dönemde Siverek ve Kahramanmaraş’ta meydana gelen elim hadiselerin toplumda derin izler bıraktığını belirten Mustafa Şatıroğlu, okullardaki şiddet sarmalının tek bir nedene bağlanamayacağını ifade etti. Sorunun topyekûn bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini söyleyen Şatıroğlu, konuyu dört ana başlıkta özetledi: Öğrenci, yönetim, müfredat ve çevre.
Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana beşinci nesli eğitmeye çalıştığımızı hatırlatan Şatıroğlu, eğitim sisteminin tarihsel süreçte büyük bir kültürel travmaya uğradığını, dil ve alfabe değişikliklerinin nesiller arası bağları kopardığını savundu.
“Eğitimin Temel Aracı Okul Değil, Ailedir”
Kendi çocukluk yıllarından örnekler veren Şatıroğlu, dedesinin kendisini okula göndermek istemeyişinin arkasında, “Latin harfleriyle yoğrulan bir sistemde aile değerlerinin kaybolacağı” endişesi yattığını anlattı. Okulun eğitimde tek başına yeterli olamayacağını belirten Şatıroğlu, “Eğitimin en temel aracı okul değil, ailedir. Ailenin eğitime bakışını ve katılımını doğru kurgulamak son derece önemlidir” dedi.
İstanbul Düşünce Enstitüsü olarak 2017 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’na kapsamlı bir müfredat raporu sunduklarını da hatırlatan Şatıroğlu, ailelerin ve sivil toplum kuruluşlarının müfredat hazırlık süreçlerine en az %25 ila %40 oranında dahil edilmesi gerektiğini belirtti.
“Demir ve Çakıl Mükemmel Olsa da Çimento Yoksa Bina Yıkılır”
Eğitim sistemini bir inşaat yapısına benzeten Şatıroğlu, bir mühendis gözüyle şu benzetmeyi yaptı: “Elimizde en mükemmel demir ve çakıl olsa bile, eğer çimentomuz yoksa sağlam bir yapı oluşturamayız. İşte eğitim sistemimizin çimentosu da Allah korkusu, peygamber sevgisi, merhamet ve sosyal dayanışma duygularıdır. Müfredatımızı bu kaynaklardan beslemek zorundayız.”
Eski dönemdeki “Eti senin, kemiği benim” teslimiyetinin yerini, günümüzde “Ben para veriyorum, çocuğuma laf söyleyemezsin” diyen ticari bir veli zihniyetine bıraktığını ifade eden Şatıroğlu, bu durumun öğretmeni kendi kurumunda “parya” konumuna düşürdüğünü ve eğitimdeki en büyük handikaplardan biri olduğunu söyledi.
Dijital Medyaya Avustralya Modeli Kısıtlama Şart
Teknolojik gelişmelerin gençleri köklerinden kopardığına dikkat çeken Sunucunun sorusu üzerine Şatıroğlu, dijital dünyanın kontrolsüzlüğünü sert bir dille eleştirdi. Çocukların telefon ve tablet başında geçirdiği vaktin, aile ve okulla geçirdikleri vakti çoktan aştığını belirten Şatıroğlu, yetkilileri göreve çağırdı: “Avustralya dünyanın bir ucunda olmasına rağmen 3 yıl önce 18 yaş altı için dijital medyayı kontrollü kullanım kanununu çıkardı. Biz dünyanın merkezinde, her türlü ideolojik rüzgâra açık bir coğrafyadayız ama hala 15 yaş altı için bir kanun çıkaramadık. Siyasetçiler kürsülerden şikâyet etme makamı değil, tedbir alma ve çözüm bulma makamıdır.”
Yapay Zeka ile Osmanlıca Kaynaklar İhya Edilmeli
Türk Devletleri Teşkilatı’nın ortak alfabe kararını da değerlendiren Şatıroğlu, sadece Latin alfabesinin tartışılmasını eksik bulduğunu, Osmanlı alfabesinin de kültürel kodlarımızın bir parçası olarak eğitim sistemine dahil edilmesi gerektiğini söyledi. Rusya, Çin ve Japonya’nın alfabelerini değiştirmeden süper güç olduklarını hatırlatan Şatıroğlu, yapay zekanın bu noktada büyük bir fırsat sunduğunu müjdeledi: “Bugün yapay zeka programları Osmanlı harfleriyle yazılmış kaynakları anında yeni harflere çevirebiliyor. Türk Devletleri Teşkilatı acil bir kararla, Kazan’dan Urumçi’ye kadar olan binlerce ciltlik tarihi ve kültürel kaynağımızı yapay zeka ile derhal yeni harflere çevirmeli ve nesillerle buluşturmalıdır. Mezar taşını okuyamayan, geçmişine yabancı bir nesil, kökü kesilmiş ağaç gibidir.”
“12 Yıllık Zorunlu Eğitim Kaldırılmalı, Ahilik Kültürüne Dönülmeli”
Eğitim sistemindeki en radikal reform önerisini mesleki eğitim üzerinden sunan Mustafa Şatıroğlu, mevcut “4+4+4” sisteminin son 4 yılının mutlaka ıslah edilmesi gerektiğini savundu. 12 yıllık zorunlu eğitim ilkesinin mesleki gelişimi baltaladığını ifade eden Şatıroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
“İlk 4 yıldan sonra, ikinci 4 yılda öğrenciler kesinlikle yeteneklerine göre yönlendirilmelidir. İsteyen ayrılsın, mesleğine devam etsin. Meslek okullarında ise mutlaka Ahilik kültürü yerleştirilmelidir. Bugün ortalıkta üniversite mezunu milyonlarca işsiz dolaşırken, teknik lise mezunlarımız daha diplomalarını almadan staj yaptıkları yerlerde iş buluyorlar. Bu açık gerçek ortadayken, eğitim sistemindeki yanlış politikalarda ısrar etmenin alemi yoktur.”
Program, Şatıroğlu’nun sivil toplum kuruşları ve akademisyenlerin yer aldığı Maarif Platformu olarak okullardaki şiddet ve eğitim sorunlarına karşı yeni bir analiz raporu hazırladıklarını ve yakında ilgililere sunacaklarını açıklamasıyla sona erdi.